BUĞDAYDA SÜNE ZARARI VE MÜCADELESİ

Süne, buğdayın ana zararlısı olan (Eurygaster spp.) verim ve kaliteyi olumsuz yönde etkileyen en önemli etmendir. İnsanoğlunun doğuştan gelen ihtiyaçlarının temelinde yaşamını sürdürebilmesi için nefes alma, beslenme, barınma, dinlenme gibi gidermek zorunda olduğu fizyolojik ihtiyaçlar başta gelmektedir. İnsanın en temel ihtiyaçlarından olan beslenmenin sağlanabilmesi için tarımsal üretim stratejik öneme sahiptir. Tarımsal üretim; üretimden pazarlamaya kadar geçen süreçte çeşitli risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Hastalık, yabancı ot ve zararlıların meydana getirdiği ürün kayıpları üretim risklerinde önemli bir yere sahip olup, mücadele yapılmadığında üretimde %31-42 oranlarında kayıplar meydana gelebilmektedir. Dünyada ve Ülkemizde temel besin maddesi başta buğday olmak üzere tahıllardır.

Buğdayın ana zararlısı olan süne (Eurygaster spp.) verim ve kaliteyi olumsuz yönde etkileyen en önemli etmendir. Süne popülasyon yoğunluğunun yüksek olduğu yer ve yıllarda mücadele yapılmaması durumunda %100’lere varan oranlarda kalite ve kantite yönünden zarar meydana gelmektedir. Ülkemizde süne ile bulaşık 62 ilde 2019 yılında yaklaşık 42 milyon dekar alanda yapılan sürveylerin sonucunda; 30 ilde yaklaşık 9.8 milyon dekar alanda gerçekleştirilen mücadele ile milli ekonomiye sağlanan 2,25 milyar TL katkı mücadelenin ne denli önemli olduğunun diğer bir göstergesidir.

Türkiye’de Süne; ilk defa 1927-1929 yıllarında Güney Anadolu’da, 1939-1941 yıllarında da Güneydoğu Anadolu Bölgesinde salgın yapmış ve salgınlar 1955- 1959 ve 1965-1973 yıllarında periyodik olarak devam etmiştir. Sözü edilen bölgelerde 1977 yılında yeniden başlayan salgın, günümüze değin aralıksız olarak devam etmektedir. Ege ve Trakya’da 1982, İç Anadolu Bölgesinde 1988, Marmara Bölgesinde 1990 yılında ilk kez Süne salgını başlamış olup periyodik olarak günümüze kadar devam etmektedir.

SÜNE, Eurygaster spp.(SCUTELLERİDAE: HEMİPTERA)

TANIMI

Ergin Dönemi

Eurygaster cinsine bağlı sünenin Dünyada 15, Türkiye’de 7 türü saptanmıştır. Bu türlerden Eurygaster integriceps Put., E. maura L., E. austriaca Schrk. Ülkemizde ekonomik açıdan önemlidir.

Süne erginleri; genellikle toprak renginde, bazen tamamen siyah, kırmızımsı, kirli beyaz, bazen de bu renklerin birkaçının karışımı olan alacalı desenli renklerdedir.Vücut yassıca, üst tarafı hafif tümsek olup üstten görünümü ovaldir. Baş, üstten bakıldığında üçgenimsi şekilde olup, başta bir çift petek göz, bunların arasında da bir çift nokta göz bulunur. Petek gözlerin altından çıkan antenler 5 segmentlidir. Hortum, başın alt tarafında, bacaklar arasından ilk abdomen segmenti sınırına kadar uzanır .

Erkek ve dişiler abdomen segmentlerinin farklı yapıda olmalarından ayırt edilirler. Erginler ters çevrilip abdomenin son segmentlerine bakıldığında; erkek bireyler de bu yapı tek plakadan,dişi bireylerde ise 3 çift plakadan oluşur .Bağlı bulundukları familya özelliği olarak pis koku salgılarlar. Vücut uzunlukları yaklaşık E. integriceps ergin bireylerinde 10-12.5 mm, E. maura‘da 9-11 mm ve E. austriaca‘da ise 11-14 mm’dir. Bu türlerden E. integriceps Güney, Güneydoğu Anadolu, Ege ve Trakya’nın, E. maura ise İç Anadolu Bölgesinin hakim türleridir.

Süne
Süne

Yumurta Dönemi

Yumurtalar küre şeklinde olup 1-1.2 mm çapında, ilk bırakıldıkları zaman filizi yeşil renktedir.İklim koşullarına bağlı olarak yaklaşık 3-4 gün sonra hafif esmerleşir,yaklaşık 5 gün sonra noktaların toplanmasıyla yumurtada siyah dairemsi bir leke oluşur.2-3 gün sonra ise bu lekeler kaybolur ve kırmızı renkli gemici çapası şeklinde yapı oluşur . Çapanın altında üçgen şeklinde siyah renkli bir leke belirir, renk sarımsı yeşile döner. Yumurtaların bu haline çapa dönemi denilmektedir.Çapa döneminden yaklaşık olarak bir hafta sonra nimfler çıkar.Doğal koşullarda yumurtaların olgunlaşıp açılması yaklaşık 2-3 hafta içerisinde gerçekleşmektedir.

Süne
Süne

Nimf Dönemi

Yumurtadan çıkan bireyler erginlere benzedikleri için “nimf” diye adlandırılırlar. Nimfler, genellikle 5-6 gün ara ile 5 gömlek değiştirerek yeni nesil ergin olurlar.

Yumurtadan çıkan 1. dönem nimfler ilk önce sarı yeşil renkte olup yaklaşık bir saat sonra renk tamamen esmerleşmektedir.Vücut uzunlukları 1.4-1.8 mm’dir. Bu dönem nimfler 4-6 gün sonra gömlek değiştirerek, ikinci dönem nimfler meydana gelir.

İkinci dönem nimflerin başı siyah abdomeni açık kahverengindedir .Vücut uzunlukları 2-3 mm’dir. En belirgin ayırıcı özellikleri abdomen üzerinde enine iki siyah bant bulunmasıdır. Bu dönem sonunda ise nimflerin abdomeni şişer, pembemsi-kahverengi bir renk alır, üzerindeki enine iki siyah bant kaybolmaz.

Üçüncü dönem nimfler sarımsı krem renginde olup 3.5-4.5 mm vücut uzunluğuna sahiptirler.Bu dönemden itibaren scutellum belirginleşir.

Dördüncü dönem nimfler sarımsı krem renginde, vücut uzunlukları 5-6 mm’dir. Scutellum hemen hemen thoraksı örter.

Beşinci dönem nimfler boy ve şekil bakımından ergine benzerler. Vücut uzunlukları 7-9 mm’dir. Scutellum büyümüş olup abdomenin 3. segmentine kadar uzamıştır. Bu yaştaki nimfler yaklaşık 6-10 gün sonra gömlek değiştirerek yeni nesil  ergin  olurlar.

Süne
Süne

YAŞAYIŞI

Süne yılda bir döl verir. Erginlerin yaşamı hareketli (aktif) ve uyuşuk (pasif) olmak üzere ki döneme ayrılır .

Pasif Dönem

Yaklaşık 9 ay süren pasif dönemde erginler, yaz aylarının bir kısmını, sonbahar ve kış aylarının tamamını, ilkbaharında erken bölümünü uyuşuk halde genellikle “kışlakadı verilen dağlık alanlarda diyapoz halinde geçirirler. Pasif dönemi de iki bölüme ayırmak mümkündür. Birincisi, yeni nesil erginlerin hasadı takiben temmuz ayında kışlaklara göç etmesiyle başlayan ve iklim koşullarına bağlı olarak değişmekle birlikte genellikle ekim-kasım aylarına kadar süren yazlama dönemidir.

Pasif döneme hazırlık olarak yeni nesil ergin süneler, kanatlarının oluşmasından yazlama amacıyla kışlağa göç edene kadar buğday tarlalarında oburca beslenerek vücutlarında yağ biriktirirler. Erginler vücutlarında biriktirdikleri yağları pasif dönem boyunca ölçülü olarak kullanırlar ve aynı yağ ile müteakip yılın ilkbaharında tekrar ovalara inerler. Yazlama döneminde havaların sıcak seyrettiği zamanlarda fazla yağ harcandığı halde, kışlama döneminde söz konusu harcama en az düzeye iner. Süne erginleri kışlaklara göç ettikten sonra; kışlağın bitki örtüsünün durumuna göre farklı bitki türlerinin altlarına girerek gizlenirler. Kışlak bitkileri olarak Meşe, Çam, Geven, Kirpi otu, Kirpi-Geven, Kekik, Ayıkulağı ve Çekiçlik gibi  bitkiler belirlenmiştir .

Aktif Dönem

Hububat tarlalarına göçle birlikte aktif dönem başlamıştır. Bu dönemin başlama zamanı yıldan yıla, bölgelere göre farklılık göstermesi nedeniyle, hububatın fenolojik dönemleri de farklı olabilmektedir. Uzun yıllar yapılan gözlemler sonucunda inişlerin başladığı tarihlerde hububatın fenolojisi; Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kardeşlenme – sapa kalkma, Marmara, Ege ve İç Anadolu Bölgelerinde sapa kalkma-başaklanma dönemlerindedir. Kışlamış erginler pasif dönemde vücutlarındaki besin maddelerini harcadıklarından dolayı yoğun bir beslenme dönemine girerler ve aynı zamanda cinsel olgunluğa da ulaşırlar. Havanın açık ve sakin olduğu günlerde beslenme yoğun bir şekilde devam ederken, kapalı, yağışlı ve sert rüzgarların olduğu iklim koşularında beslenmezler, kök diplerinde ya da toprak çatlaklarında gizlenirler.

Süne
Süne

Yeni nesil erginler bölgelere göre değişmekle beraber mayıs-haziran aylarında hububat tarlalarında görülürler ve tamamı başaklarda beslenirler. Bu dönemde hububat fenolojik olarak sarı-sert olum dönemlerindedir. Yeni nesil erginler kışlaklara çıkmadan önce yeterli besini (yağ) vücutlarına depolayabilmek için oburca beslenirler, bu nedenle de çok yüksek zarara neden olurlar. Hububat tarlalarında 15-20 gün boyunca beslenen yeni nesil erginler havaların ısınması 30- 32 °C’nin üzerine çıkması ve buğday hasadının da başlamasıyla birlikte kışlaklara doğru göç ederler. Kışlaklara doğru göç ederken daha yüksek rakımda bulunan ve fenoloji olarak da daha geri olan hububat ekilişlerinde de 1-2 gün süreyle beslenmelerine ve vücutlarına besin depo etmeye devam ederler.

Bu durum özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde gerçekleşir ve bu tip hububat ekilişlerinde %100’lere varan zararlar oluşabilir. Yeni nesil erginlerin tekrar kışlaklara göçü sırasında da inişlerde olduğu gibi rüzgar yönünün önemli rolü vardır. Yeni nesil erginlerin kışlaklara göç etmesiyle beraber aktif dönemleri bitmektedir.

ZARAR ŞEKLİ VE EKONOMİK ÖNEMİ

Sünenin zarar derecesi ve şekli; zararlının yoğunluğuna ve biyolojik dönemlerine, ürünün çeşidine ve fenolojik dönemine, iklim koşullarına (sıcaklık ve yağış) bağlı olarak değişmektedir.

Süne ergin ve nimfleri sokucu-emici ağız yapısına sahip olup hububatın sap, gövde başak ve tanelerini sokup-emmek suretiyle zarar oluştururlar. Bunlar;Akbaşak zararı,Kurtboğazı zararı ve Tanedeki emgi  zararıdır.

 SÜNENİN KONUKÇULARI VE YAYILIŞI

Süne buğdaygillere özelleşmiş bir zararlıdır. Üzerinde beslendiği bitkiler başta buğday, arpa, çavdar ve yulaf ile bunların yabani formlarıdır. Zararlı çavdarı arpaya  tercih etse de, çavdar ve arpa ekilişlerinde yapmış olduğu zararın fazla bir ekonomik önemi yoktur. Buğday ve yabani formlarını, diğer buğdaygil bitkilerine nazaran daha fazla tercih etmektedirler.

Süne türleri Karadeniz Bölgesi’nin birkaç ili hariç bütün bölgelerimizdeki hububat ekilişlerinde bulunmaktadır.

KÜLTÜREL ÖNLEMLER

Erkenci buğday çeşitlerinin ekimi, erken ekim ve hasadın geciktirilmemesi; bu yöntemde amaç tarladaki nimf popülasyonunun tamamının yeni nesil ergin olmadan ve yeni nesil erginlerinde beslenme periyodunu tamamlamadan buğdayın hasat olgunluğuna gelmesini sağlamaktır. Bu durumda hem kışlağa çıkacak olan yeni nesil ergin popülasyon yoğunluğu düşecek, hem de yeni nesil erginler tam olarak beslenemediklerinden dolayı vücutlarında yeteri kadar yağ depo edemeyeceklerdir. Kışlağa çekildikten sonra bu tip bireylerin ölüm oranları yüksek olmaktadır. Ayrıca yeni nesil erginlerin buğdayda beslenme süresi kısaldığından oluşturacakları zarar oranı da azalmaktadır. Hasadın geciktirilmesi durumunda yeni nesil erginlere daha fazla beslenme şansı verileceğinden; emgi oranı daha da artacak ve kışlağa daha fazla yağ depolayarak çıkmış olacaklardır.

Hububat tarlalarındaki yabancı otlarla mücadelenin iyi yapılması; hububatın sarardığı günlerde nimfler ve yeni nesil erginler tarla içinde hala yeşil kalabilen yabancı otlar çevresinde toplanabilmektedir. Nimf ve yeni nesil erginler hububat tarlalarındaki bu yabancı otlarla beslenmekte, aynı zamanda su ihtiyaçlarını da gidermektedirler. Yabancı otlarla mücadelenin iyi yapılması durumunda nimf ve yeni nesil erginlerin bu beslenme şansı da ortadan kaldıracaktır.

Polikültür tarıma ağırlık verilmesi; bu önlemdeki amaç ürün deseninde mümkün olduğunca sünenin konukçusu olmayan bitkilere yer vererek süne popülasyon yoğunluğunu azaltmaktır. Ayrıca süne popülasyonunu baskı altına alan özellikle yumurta parazitoitlerinin beslenmesini artırmak amacıyla ekilecek ürün deseninde yonca, korunga, ayçiçeği gibi çiçekli bitkilere yer verilmesi parazitoitlerin etkinliğini artırmaktadır. Ek olarak polikültür tarım, süne kışlağa çekildikten sonra yumurta parazitoitlerine uygun yaşama koşulları sağlayacak ara konukçuları olan bitki ve böcek popülasyonunun da çoğalmasına olanak verecektir.

Anız yakılmasının önlenmesi; diğer olumsuzlukların yanında süne yumurta parazitoitleriyle bunların ara konukçusu böceklerin de yazladığı ve kışladığı alanlar olduğu dikkate alındığında kesinlikle anız yakılmamalıdır.

Hububat ekilişlerinin toplulaştırılması ile arpa ve buğday ekilişlerinin ayrılması; bilindiği üzere sünenin arpadaki zararı ekonomik kayıplara sebep olmamaktadır. Bu nedenle ekonomik zarar eşiğinin üzerinde nimf yoğunluğu olsa bile bu arpa ekilişlerinde mücadele yapılmamaktadır. Ancak arpaların buğdaylara göre daha erken olgunlaşması ya da hasat edilmesiyle birlikte, arpa tarlalarında bulunan süne nimf ve yeni nesil erginleri çevresindeki buğday tarlalarına geçmektedirler. Geçiş yapan bu bireyler buğday tarlalarında süne popülasyonunu yükselterek ekonomik kayıplara sebep olacak yoğunluğa ulaştırmaktadır. Buğday ve arpa ekilişlerinin toplu olarak ayrı bölgelerde ekilmesiyle söz konusu nimf ve yeni nesil erginlerin meydana getireceği bu tip zarar engellenmiş olacaktır.

FİZİKSEL VE MEKANİK MÜCADELE

Fiziksel ve mekanik mücadele yöntemleri olarak, süne erginlerinin toplanılarak yok edilmesi ve kışlak bitkilerinin yakılması şeklinde karşımıza çıkmaktadır.Bu yöntemler geçmiş yıllarda Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yoğun bir biçimde uygulanmış, yeterli etkinliğin elde edilememesi, uygulama zorluğu ve çevre açısından önemli bazı sorunları da beraberinde getirdiğinden günümüzde uygulanmasa da süne mücadelesinin tarihsel gelişimin anlatması nedeniyle bu bölümde kısaca değinilmiştir.

 

Süne erginlerinin toplanılarak imha edilmesi

Sünenin ilk salgınlarını yaptığı yıllarda hububat üreticileri imkansızlıkları ve bilgi eksikliğinden dolayı kendilerine göre çözüm üretmeye çalışmışlardır. Muska yazdırarak ve bunu tarlalarına asarak süne zararını önlemeye çalışmışlardır.Ayrıca hububat tarlalarında ip çekme metoduyla da mücadele yapmaya çalışmışlardır. Devlet 1928 yılından itibaren süne mücadelesini gündemine almış ve köylülere kışlamış erginleri elle, kalburla, atrapla toplatarak fiziksel ve mekanik  mücadeleyi başlatmıştır.Toplanılan kışlamış erginler devlet tarafından ücret karşılığı satın alınarak,açılan kireç çukurlarında imha edilmişlerdir .

Sünenin kışladığı bitkilerin yakılması

Fiziksel mücadele anlamında kışlamış erginlerin toplanılarak imha edilmesinin yanı sıra 1939 yılından itibaren, kışlak alanlarındaki sünenin kışladığı bitkiler özellikle gevenler alev makinesi ve gazyağı ile yakılmaya başlanılmıştır.Bu faaliyet sonucunda kışlaklardaki kışlamış ergin popülasyonunun aşağı çekilmesi amaçlanmıştır. Ancak doğanın tahrip edilmesi ve toprak erozyonu gibi ciddi çevre sorunları ortaya çıkınca, fiziksel ve mekanik mücadele yöntemleri olarak uygulanan her iki uygulamadan da 1954 yılında vazgeçilmiştir.7

BİYOLOJİK MÜCADELE

Sünenin doğal düşmanları

Sünenin popülasyon yoğunluğu üzerinde cansız faktörlerin (iklim koşuları) etkisinin yanı sıra, canlı faktörlerden besinle birlikte doğal düşmanlarının da önemli etkisi bulunmaktadır. Sünenin doğal düşmanları; yumurta parazitoitleri, yumurta predatörleri, erginlerin iç ve dış parazitoitleri, ergin ve nimf predatörleri ile hastalık etmenleridir. Bu grup içinde en önemli doğal düşmanlar yumurta parazitoitleridir.

Parazitoitler

Yumurta parazitoitlerinin süne popülasyonunu baskı altına alması nedeniyle, bazı bölgelerimizde bazı yıllar kimyasal mücadele hiç uygulanmamıştır. Bunun en güzel örneği Trakya’da 1987-1988 yıllarında yaşanan süne salgınından sonra, 1989, 1990 ve 1991 yıllarında tüm bölgedeki hububat ekilişlerinde parazitlenme oranlarının yeterli olması ve nimf popülasyonunu baskı altında tutması nedeniyle bölgede kimyasal mücadelenin yapılmamasıdır.

Doğal biyolojik mücadele

Doğada mevcut olan parazitlenme olayına ”Doğal Biyolojik Mücadele” adı verilmektedir. Doğada kendiliğinden oluşan parazitlenme oranının azalmasına yol açabilecek kışlamış ergin mücadelesi gibi talimat dışı uygulamalardan, doğanın tahrip edilmesinden özellikle ağaç ya da ağaççıkların kesiminden mutlaka kaçınılması gerekmektedir. Doğal düşmanların özellikle yumurta parazitotlerinin korunması ve yaygınlaştırılması amacıyla, gölet ve tarla kenarlarında kalın kabuklu ve nektar verebilen ağaçlara öncelik vermek suretiyle yeşil kuşaklar oluşturulmalıdır. Yeşil kuşakların oluşturulması doğal düşmanların korunması, barınması ve beslenebilmesi açısından hayati önem taşımaktadır.

KİMYASAL MÜCADELE

Entegre mücadele anlayışı çerçevesinde yürütülen süne mücadelesinde kimyasal mücadele uygulanacak alanlara karar verebilmek amacıyla bir dizi sürvey kışlak, kaba, kıymetlendirme, yumurta parazitoit, nimf, gerçekleştirilmektedir.

Sürveyler

Süne ile kimyasal mücadeleye karar verme öncesi gerçekleştirilen sürveyler beş ana başlık altında toplanılabilir. Sünenin kışlaktaki popülasyon yoğunluğu ve salgın şiddetini tahmin etmek için Kışlak Sürveyi, ilkbaharda mücadele alanlarını belirlemede ön bilgi oluşturmak amacıyla Kaba Sürvey, kışlamış ergin yoğunluğunu belirlemek için Kıymetlendirme Sürveyi, parazitlenmenin yüksek olduğu alanları mücadele alanı dışında tutmak amacıyla Yumurta Parazitoit Sürveyi ve kimyasal mücadele uygulanacak alanları belirlemek için Nimf Sürveyi yapılmaktadır.

Tüm bu sürveylerde sayımlar çerçevelerle kışlak sürveylerinde 1/16 m², diğer tüm sürveylerde 1/4 m²’lik çerçevelerle yapılır Kesinlikle atrap kullanılmamalıdır.

Kışlak sürveyleri

Kışlaklardaki süne popülasyon yoğunluğu, süne salgınını ve salgının şiddetini tahmin edebilmek amacıyla yapılmaktadır. Bu amaçla sürveyler ili temsil eden belirli kışlakların her yıl aynı nirengi noktalarında Sonbahar ve İlkbahar Kışlak Sürveyleri ayrı ayrı gerçekleştirilir. Bölgelere göre kışlak alanları değişmekle birlikte 1955 yılından itibaren aynı nirengi noktalarında kışlak sayımları yapılmaktadır.

Sonbahar kışlak sürveyi

Sünenin kışlaklardaki popülasyon yoğunluğunu ve buna bağlı olarak salgının şiddetini bir yıl önceden tahmin edebilmek için süneler kışlağa çekildikten sonra yapılmaktadır. Ayrıca bu sürvey sonucunda o yıl yapılan süne mücadelesinin etkinliği de ortaya konulabilmektedir. Sonbahar kışlak sürveyi, kışlakta meydana gelen yer değiştirmeler tamamlandıktan sonra genellikle Ekim-Kasım aylarında, bölgeyi temsil edebilecek kışlakların her yıl aynı bölümlerinde gerçekleştirilir. Kışlaklarda belirlenen nirengi noktalarında (alt, orta, yüksek) ya da kuzey güney yöneylerde her 15-20 adımda bir rastgele toplam da en az 20 sayım yapılmalıdır. Nirengi noktalarındaki bitki örtüsünün dağılımının oranına göre bitki seçilmelidir. Tüm illerimizde, geçmiş yıllarda kışlaklarda yapılan gözlemler ve değerlendirmeler sonucunda; bitki örtüsünün dağılımı da dikkate alınarak tüm kışlaklarda sayım adetleri belirlenmiştir. Gerekli sayım adetleri belirlenmemiş ise bu kural dikkate alınmalıdır.

İlkbahar kışlak sürveyi

Bu sürveyde amaç hububat tarlalarına iniş yapabilecek kışlamış ergin yoğunluğunu belirlemektedir. Önceki yıllardaki iniş tarihleri de dikkate alınarak, inişler başlamadan önce (mart-nisan aylarında), sonbahar kışlak sürveylerindeki yöntemler uygulanarak sayım yapılır ve aynı Çizelgelere işlenir. İlkbahar ve Sonbahar sayımlarının tüm sonuçları ilgili Araştırma Enstitülerine gönderilir.

Süne

Kimyasal mücadele uygulama teknikleri

Süne ile kimyasal mücadele uygulamalarında hidrolik tarla pülverizatörü kullanılmalıdır.Tarla kenarından püskürtme yapabilen ilaçlama aletleri ile yapılan uygulamalardan yeterli etki elde edilemediğinden kesinlikle kullanılmamalıdır.Biyolojik etkinliği doğrudan etkileyebilecek meme tipi, meme delik çapı, meme verdisi, çalışma basıncı ve ilerleme hızı gibi faktörler amaca uygun olarak seçilmelidir. Uygulamalardan önce makina kalibrasyonu yapılmalı, uygulamalar günün serin saatlerinde rüzgarsız hava koşullarında ve gerekli önlemler alınarak yapılmalıdır.

Diğer Blog Yazılarımıza Göz Atmak İsterseniz;
Çilekte Kırmızı Örümcek Zararı
Aşılı Fide Nedir?
Otomasyonlu Modern Sera Sistemleri

Kaynakça;

SÜNE MÜCADELESİ EL KİTABI – 2020.cdr (tarimorman.gov.tr

Layout 1 (tzob.org.tr)

Turkish Journal of Biological Control » Submission » Türkiye’de Süne, Eurygaster spp. (Hemiptera: Scutelleridae) mücadelesindeki gelişmeler (1928 – 2010) (dergipark.org.tr)

Turkish Journal of Agricultural Research » Submission » Hububat Ekiliş Alanlarında Süne Eurygaster spp.’nin Yumurta Parazitoiti, Trissolcus (Hymenoptera: Scelionidae) Türleri Üzerinde Çalışmalar: Iğdır, Ağrı ve Van İlleri, Türkiye (dergipark.org.tr)

Microsoft Word – mak08.doc (dergipark.org.tr)

Diğer Paylaşımlar